DOLAR
9,5195
EURO
11,0904
ALTIN
546,65
BIST
1.455
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Adana
Az Bulutlu
30°C
Adana
30°C
Az Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
30°C
Pazar Az Bulutlu
29°C
Pazartesi Çok Bulutlu
27°C
Salı Az Bulutlu
25°C

Ahmet Kalkan

Ahmed Kalkan 1955 yılında Kütahya'da dünyaya gelmiştir. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur. 1979-1983 yılları arasında Sakarya Karasu’da Edebiyat öğretmeni olarak görev yapmıştır. İki yıl Fransa'da, altı yıl da Hollanda’da cemaat çalışmaları ve serbest öğretmenlik yapmıştır. İslami camiada yayınlanmış birçok kitabı da bulunan yazarın, Avrupa’da Hicret, Tebliğ, Haksöz, Umran, Yeryüzü, Eğitim Yazıları, Berfin gibi dergilerde makaleleri yayınlanmıştır.

İBRAHİM ATABEY DENİLEN YARATIK, BÖYLE BİR SAYGISIZLIĞA NASIL CÜR’ET EDEBİLİYOR?

İslâm düşmanı ateistler tarafından İslâm’a saldırılar gittikçe artıyor. Mevcut iktidarın liberal ve özgürlükçü yaklaşımı, resmî devlet dinini öne çıkartıp Kur’an’ın emir ve yasaklarını yok sayarak cemaatlere tavır alan uygulamalarından da cesaret alan bazı kesimler; Kur’an’a, Peygamberimiz’e, İslâm’a hakaretlerini ve saldırılarını açıktan yapmaya başladılar. GİG TV adıyla İbrahim Atabey’in 2015 yılında kurduğu internet televizyon kanalı da bu konuda gemi azıya alanlardan. En son 6 Kasım 2020’de İbrahim Atabey ismindeki bu lânetlik şahıs, program esnasında Kur’ân-ı Kerim sayfalarını yırtıyor, üzerine tükürüyor. “Allah varsa, benim cezamı versin” gibi edebe sığmayan sözler söylüyor.

Tarihte nice Firavunlara, Nemrutlara şahit oldu insanlık. Adamın biri, ben nasıl tarihe geçebilirim, diye düşünmüş. Sonra hayırlı bir iş yaparak meşhur olamayacağını anlayınca, meşhur olmak için Zemzem Kuyusuna çişini yapmaya karar vermiş. Ve insanlar tarafından lânetle anılacak şekilde de olsa tarihte yerini almış, ama ismi bile önemsenmediği için, “Zemzem Kuyusuna pisleyen adam” diye adı kalmış ve öyle şöhret bulmuş.

Batıdan gelen her şeyde şer tarafın mı, hayır tarafın mı çok olduğu müslüman aklıyla iyice tahlil edilmeli. Görülecek ki, Batıdan gelen ilaç başta olmak üzere araç ve âletlerin çoğu zaman yan etkileri düz etkilerinden çok daha fazla. Teknolojinin müslümanca kullanılmasının hayli zor olduğunun, daha çok bâtıl yolda kullanıldığının son göstergesi, televizyon ve video üzerinden bütün müslümanlara meydan okunan bu olay.

Kim bu İbrahim? Peygamberlere hakaret eden birisi olmasına rağmen ismi, bir peygamber ismi ve putkıran bir peygamberin adı. İnançsızlığında samimiyetten bir parça bulunsa, şahsiyetli bir kimse olsa adını değiştirirdi; Kamal yapardı, Firavun diye ismini değiştirirdi, İblis adını alırdı. Soyadı ise Atabey. Yani, o da ata, atahanım gibi atabey. Konuşma yaptığı odada devamlı kalpaklı bir Atatürk resmi. Ateist mi, ataist mi belli değil; ikisi birlikte.

Ateist olduğunu söylemesine rağmen, başında kippasıyla Kudüs’te Ağlama Duvarında ibadet ederken resmi var. 2015 yılında GİG TV’yi kuruyor. GİG “Gizlenen İslam Gerçeği” kelimelerinin kısaltılması. Sosyal medyada boy gösterirken, kendi boyunu göstermek cesaretine sahip olmayan, hitap ettiği izleyicilerden kaçan, yurdışından yayın yapmayı tercih eden birisi. İbrahim Rusya’da, İlyas İngiltere’de, Yakup Almanya’da; yayınlara bulundukları ülkelerden katılıyorlar.

Bazı müslümanlar da uydurma haberlere sığınıyor, Rusların dövdüğünü veya Rusya devletinin tutukladığını sevinerek ilan ediyorlar. Araştırmadan fâsıklardan gelen bir haberi yaymayı yasaklıyor Kur’an (49/Hucurât, 6). Biraz daha bekleyin, bakalım ne olacak? Rabbimiz buyuruyor ki: “Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Siz onu yakında bileceksiniz.” (6/En’âm, 67)

“İslâm hoşgörülü değil, saldırgan!” diye haykırırken; Kur’an sayfalarını yırtan, ona tüküren, Allah’ın kitabıyla alay eden; dolayısıyla iki milyara yakın kendini müslümanlığa nispet edenlere hakaret etmekten çekinmeyen, saldırgan, küstah, ukalâ, edepten uzak birisi. Dine hakaret cinsinden 11 soruşturması var. Halkın ciddi boyutta tepkisi sözkonusu olunca, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal paylaşım sitesinde halkın inancına hakaret edip insanları tahrik ettiğinden İbrahim Atabey hakkında soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, “İbrahim Atabey isimli şahıs hakkında Kur’an-ı Kerim sayfalarını yırtması ve İslam dinine yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve halkın bir kısmının benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçlarından resen soruşturma başlatılmıştır. Şüpheli İbrahim Atabey’in Rusya ülkesinde bulunduğu bilgisi alınmış olup, soruşturma işlemlerine titizlikle devam olunmaktadır” denildi. Devlet laik ya; “Allah’a karşı, Rasûlüne karşı şöyle bir suç işledi” diye değil; halkı kin ve düşmanlığa tahrik, halkın benimsediği dinî değerleri alenen aşağıladığı için soruşturma açılmış.

Müslümanlar, nasıl bir tepki vereceklerini genellikle biliyor değiller. Çok ucuz, fakat dinimizin yasakladığı cezayı hemen herkes uygun görüyor: Sövüp sayıyor. Devletten âdil ceza bekliyor. Birinci veya sonuncu cumhurbaşkanına hakaret etse, onlardan birinin resmini yırtsa, Anayasaya tükürse, birkaç gün içinde nasıl ülkeye iade ettirilir veya bulunduğu mekânda cezası kesilirdi. Ama ben, çok kısa zaman içinde hak ettiği cezasının avans cinsinden dünyalık bölümünü çekeceğini sanıyorum.

Allah’a ve Kur’an’a açıkça hakaret eden, Rasâlullah’a alenen söven bu insan müsveddesi, Rusya gibi bir memleket üzerinden bunları yapıyor, kaçak güreşiyor. İnsanın kâfirliği seçme, cehenneme gitme özgürlüğü vardır, ama Allah’a, Kur’an’a hakaret etme hak ve özgürlüğü yoktur. İnsan, başka insanlara zarar vermeden özgürlüğünü yaşar. Eşeğin özgürlük anlayışı farklıdır. O istediği yerde anırır, istediği yere tuvaletini yapar. Hor görülmesi gereken davranış ve şahısları hoş görmemiz beklenemez. Hitap ederken, bu rezil şahsa “İbrahim ağabey” diye hitap eden Konya’lı hocamızın kamuoyuna yönelik bir açıklama yapması, GİG TV’de kendi isteği ile yaptığı konuşmanın hata olduğunu belirtmesini istemek de bizim hakkımızdır diye düşünüyorum.

BU LÂNETLİK SUÇUN CEZASI NEDİR?

HALKIN TAVRI

Halk, bu tür hayvanlıklara karşı şunu söyler: “Eceli gelen köpek, cami duvarına işer.” Peki, dinimiz böyle durumlara karşı nasıl tavır alınmasını ister?

KUR’AN’IN ÖNGÖRDÜĞÜ CEZA

Önce, Kur’an’ımız bu tür çirkinliklere nasıl bir cezayı uygun görüyor, onu görelim: “Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları aşağılayıcı cezadır. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.” (5/Mâide, 33)

SÜNNETTEKİ UYGULAMALAR (PEYGAMBERİMİZİN CEZALANDIRMASI)

Rasûlullah (s.a.s.) bazı İslâm düşmanlarını, İslâm’ı şiir ve sözleriyle tahkir eden kimseleri, Kur’an ve Peygamberimiz aleyhine diğer insanları kışkırtan fesatları yüzünden bazı sahabileri görevlendirerek onları gizlice öldürtmüştür. Bunlardan beş kişiyi sayabiliriz:

Kâ’b bin Eşref, Ebû Râfi Sellam bin Ebu’l-Hukayk, Asma bin Nübeyh el-Anzî, Hâlid b. Nübeyh el-Anzî, Ebû Afek. Hepsinin nasıl öldürüldüğünü de biliyoruz.

Rasûlullah, yirmi üç yıllık dâveti sırasında İslâm davası önünde set olmaya çalışanların öldürülmesi gibi tehlikeli bir işte bazı sahâbîleri görevlendirmiştir. Bu sahâbîler görevlerini hiç korkmadan ifa etmişler, İslâm’ın yayılması yolunda engellerin bertaraf edilmesi uğruna büyük fedakârlıklar göstermişlerdir. Bu işi gönüllü olarak yapmışlardır. Bu şekildeki her bir faaliyetin gerçekleştirilmesindeki hedef, İslâm’ın azılı düşmanlarından birini ortadan kaldırmak olmuştur ve yapılanlar, planlı birer öldürme eylemidir. Bununla bir manada düşmanlara gözdağı da verilmiştir. Yapılan bu eylemlerle küfrün elebaşlarının ortadan kaldırılması/susturulması esas alınmış ve bunda başarılı olunmuştur.

Rasûlullah’a düşmanlık edip hakkında kötü konuşanlar arasında müşriklerden olan Hâlid b. Nübeyh el-Anzî ve Ebû Afek hâriç, diğerlerinin ortak özellikleri Yahudi olmalarıdır. Zira Medine’de ona en fazla düşmanlık edenler Yahudiler oldular. Münafıkların aksine bu işi alenen yaptılar. Kur’an öyle diyor: “Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve müşrikleri bulursun…” (5/Mâide, 82). Bu öldürülenler İslâm’a düşmanlık etme, Müslümanlara dil uzatma ve başkalarını Müslümanlar aleyhinde kışkırtma suçundan bu cezaya çarptırılmışlardır. Yahudiler Medine’de oturdukları ve Müslümanlarla aralarında birlikte yaşamaya dair bir sözleşme bulunmasına rağmen Resûlullah aleyhine insanları kışkırtma gibi bir cür’eti gösterebilmişlerdir. Bu da ortadan kaldırılmalarında en büyük sebep olmuştur. Zira sergiledikleri tavır, Müslümanlarla aralarındaki sözleşmeye ihanet olarak kabul edilmiştir. Öldürülen üç Yahudi’den biri de (Asma bin Nübeyh el-Anzî) kadındır.

Bu eylemlerin tümü, Medine İslâm Devleti Başkanı Rasûlullah’ın izni ve emri ile gerçekleşmiştir. Bu sûikast denilen eylemlerin, genç sahâbîlere yaptırıldığını görüyoruz. Sahâbîler öldürme hâdisesinin ardından saklanıp düşmana yakalanmama gibi bir başarıyı da gerçekleştirmişlerdir.

“Ölünce kahramanlaşır, nice ölen veya öldürülen kâfirlere demokrasi şehidi, görev şehidi gibi adlar takıldığını gördük; buna da ‘ateizm şehidi’ diyebilir, ‘şehit’ ilan edebilirler” diyenler çıkabilir. Eyvallah, biz de karşı çıkmayız; o zaten şimdiden şeh it, yani itlerin şâhı.

MUSHAF’IN SAYFALARINI YIRTMAK MI, KUR’AN’IN HÜKÜMLERİNİ AYAKLAR ALTINA ALMAK MI DAHA BÜYÜK SUÇTUR?

İşin daha yaygın ve maalesef tavır alınmayan tarafı da var. Bu toplum, mushafa inandığı kadar Allah’ın Kitabına inansa iş çok daha başka olacak. Kapak içinde toplanan sayfalara “Mushaf” denilir. Mushaf, üzerinde matbaa mürekkebi olan kâğıt sayfalardan ibarettir. Elbette, başka bir yazı değil; Allah’ın kitabının yazıldığı için önemlidir Mushaf. Ama esas önemli olan Allah’ın, bizi, okuyup ahkâmını uygulamakla mükellef tuttuğu Kur’an’dır. Okunan ve yaşanan… Evde, ailede, sokakta, mahkemede, mecliste, devlette uygulanmasını istediği Allah’ın indirdiği âyetler… Onlar yok sayılmıyor mu? Devletin uygulamalarına, halkın yaşayışlarına baktığımızda, Allah’ın Kitabının sayfaları yırtılmış olmuyor mu? Mushaf’ın sayfaları kadar Kur’an’ın hükümlerinin önemi yok mu? Allah, kitabını güzel sayfalara yazsınlar; ama kimse onu okumasın, anlamını öğrenmesin, “Rabbim bana neleri emredip neleri yasaklamış?” diye merak bile etmesin, fark etmez mi diyor? “Devlet, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmese de olur. Ama, aman ha, kimse Kitabımın yazıldığı sayfaları kitaptan yırtmasın. Yırtanlara engel olun. Mushaf’a saygısızlık yaptırmayın. Ancak, o Kitabı önemsemeyin, mehcur bırakın, sanki Kitapsızmışsınız gibi yaşayın. Okullarınız başka kitapları baştacı etsin, Devletin Anayasa adlı başka kutsal kitabı olsun, onu tatbik etsin. Ekonomide “para” adlı başka kitabınız olsun. Halk olarak hepinizin elinde Kur’an yerine, “cep telefonu” adlı başka kitabınız olsun. Bütün bunlar müslüman olarak size yakışır, ama sakın ha Mushaf’ı kimse yırtmasın. Saygı duyduğunuzu iddia ettiğiniz Kitabın hükümleri ayaklar altına alınsın, önemli değil!” Böyle mi diyor Rabbimiz?

Kur’an, faiz alıp verenler Allah ve Rasûlü ile savaşan cehennemliklerdir deyip faizi mi yasaklıyor, olsun, önemli değil. “Devlet faizlere ayar versin, bankalar en büyük sömürü çarklarını çevirsin; bunlara kafanızı takmayın, yeter ki Kur’an’ın sayfalarını yırttırmayın” mı diyor? Kur’an içkiye “şeytan işi pislik” mi diyor, insanlar özgürce içkilerini yudumlasın, devlet de onlara hizmet etsin. Kur’an zinaya yaklaşmayı bile yasaklıyor olsa da önemli değil; önemli olan Mushaf’ın sayfalarını kimse yırtmasın. Belki bunlardan da önemli olarak Kur’an putlara tapmayı yasaklıyor olsa da devlet 18 milyon civarındaki İlkokul ve Ortaokul öğrencilerine heykele tapmayı mecbur ediyormuş, aldırmayın; devlet başkanı da heykelin önünde, heykele Allah’ın sıfatını da vererek “Aziz Atatürk!” diye sizi temsilen yazıp nutuk atmasından hiç rahatsız olmayın; siz Kur’an’ın emirlerini boş verin, Mushafın sayfalarını koruyun.” diyor sanki…

Halkın neye ne kadar önem verdiğine bakarsanız, Allah’ın indirdiği hükümler, uygulanması gereken Kur’anî emir ve yasaklar değil; Kur’an’ın sayfalarının saygınlığı daha önemli. Böyle bir din anlayışı hâkim toplumda. Kur’an’ın terk edilişi, onun hükümlerinin ayaklar altına alınışı, Mushaf sahifelerinin yırtılmasından daha fecî değil mi? Daha hafif olana tepki gösteriliyor, tabii gösterilecek, gösterilsin. Ama, daha hafifine ciddi anlamda tepki verilirken, ondan daha zararlısına niye hiç kimse tavır almıyor? Toplum, ister istemez şu sorunun cevabını yaşayışıyla vermeli: “Allah’ın indirdiği hükümlere, âyetlere, Kur’an’a mı inanıyoruz, yoksa Mushaf’a, Kur’an’ın yazıldığı sayfalara mı? Hangisini daha önemli ve kutsal görüyoruz?”

Ve can alıcı (gerçekten hem can verici, hem de can alıcı) bir soru: Kur’an sayfalarına hakaret eden, Allah’a isyanını toplumu ifsad edecek şekilde çirkince ortaya seren kimsenin cezası dünyada bile çok ağır ise; ya bu suçtan çok daha ağır olan Kur’an’ı anlayarak okumayan, anladığını yaşamayan, yaşadığını yaşatmaya çalışmayan halkın ve devletin cezası nedir?

Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.