Site Rengi

DOLAR 7,7100
EURO 9,0362
ALTIN 468,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Gök Gürültülü

Dijital diktatörlük

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak, 1949 yılında Osmaniye’nin Düziçi ilçesine bağlı Haruniye’de dünyaya geldi. Babasının adı Ali Rıza, annesinin adı Fatma Pakize’dir. Dilipak, 1969 yılında Konya İmam-Hatip lisesini tamamladı. Güzel Sanatlar Akademisine girmek için resim dersleri alsa da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi bölümüne girdi. Burada 2 yıl okuduktan sonra İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okuluna kaydoldu ve 1980 yılında mezun oldu.
01.09.2020
A+
A-

Ya da siber diktatörlük! Madem bilgi artık sorun değil, robotlar her şeyi yapabiliyor. RF ya da lazer silahları ile veya genetik yapısı dönüştürülmüş canlılar üzerinden, global networke sızan birileri tarafından her şey tersyüz edilebilir.

Artık zaman ve mekan farklılığı fazla bir anlam ifade etmiyor. Kişi ya da küçük topluluklar büyük devletleri bu anlamda tehdit edebilirler.

ARA REKLAM ALANI

Buradan baktığınızda, siber terör geleceğin en önemli gündem maddelerinden biri olabilir. Bugün siber terör deyince daha çok hackerler akla geliyor, peki ya yarın.

Kontrolden çıkan, Neurolink ve Chip bağlantısı üzerinden insan-makine etkileşimli sistem manupile edilir ya da beklenmedik bir riskle karşılaştığında, sistem kontrolden çıktığında ne olacak?

Geçen gün Hariri bu konuyu tartışıyordu.

Batı “Yeni Normal” döneme geçerken, çoğulculuktan, siber tekilciliğe, siber monarşiye geçmeye hazırlanıyor sanki. Burada Monark / Tek adam aslında ma’şeri aklı temsil eden yapay zeka. Yani sentetik bir tanrı, sonuçta “yeni put”, “siber bir put”.

Tamam bir sistem kuruluyor. Peki sistemin anahtarı kimin elinde olacak!. O kim! O da anahtarı tekrar makineye teslim edecekse, aslında makine insanın kullandığı bir alet olmaktan çıkıp, insan makinenin kullandığı biyonik bir robota dönüşüyor.

Her konuda olduğu gibi yine geç kalıyoruz. Kafamız duvara çarpınca aklımız başımıza geldi ve İstanbul sözleşmesini konuşmaya başladık. CEDAW böğrümüze saplanmış bir kurşun gibi bir yerlerde duruyordu.

Peki bu “Yeni Normal” döneme doğru dolu dizgin giderken, bizim filozoflarımız, ilahiyatçılarımız, bilim adamları bu konuda ne yapıyorlar, uluslararası sistemin önlerine koydukları raporları izlemekten başka.

Aslında bu konu bütün bakanlıkları, bütün bilim dallarını, bütün sektörleri, hukuk düzenimizi, ekonomik ve politik düzeni yakından ve derinden etkiliyor.

Biz İstanbul sözleşmesini konuşuyoruz da “Yeni Normal” dönemde, “Norm” değişince, “Norm Hukuk” da değişecek. Global köyün anayasası ya da yasası olmayacak. “Yeni Norm hukuk” tüm dünyada geçerli olacak ve siber istihbarat, siber polis, siber savcı ve yargıçlar tarafından anında sonuçlandırılacak.

Bana söyler misiniz, burada “insan” nerede?. Hangi “din”den, hangi “ahlak”tan söz ediyorsunuz. Hangi “politika”, hangi “ideoloji”!

Bakın madde olarak atom çekirdeğinin içine girildi. GENOM ile canlı organizmaların hücresinin içine müdahale edilebiliyor artık. Enerji eski enerji olmayacak. Enerjinin, atomun / maddenin frekansını manupile edebileceksiniz artık. Bu şekilde canlı-cansız her şeye müdahale etme imkanına kavuşuyorsunuz.

Böyle bir dünya Şeytanın olmadığı bir dünya değil. Ya Şeytan ve onun işbirlikçileri bu düzene müdahale edecek olurlarsa ne olacak. Alternatif bir siber dünya yeraltında, deniz altında, uzakta örgütlenecek olursa ve bu sistemler karşı karşıya gelecek olursa.

İnsan kendi kıyametine giden yolun inşasında kendi sırtında taş mı taşıyor yoksa.

Bilim ve teknoloji kendileri için tartışmasız ve mutlak iyilik vesilesi olarak görenler için bugünkü teknolojik gelişmeler, gelecek adına umut verici gözükebilir. Ama bugün gelinen noktada sistem içi unsurlar bile, bu gidişin insanlığın sonunu getirecek bir felakete kapı aralamasından endişe ediyorlar.

Bu süreci, çok küçük bir lobi kimseye danışmadan kendi başına ve emrivakilerle yönetiyor. Kimseye sordukları yok. Karşı çıkanları kendi mevcut güçleri ile yok edeceklerini düşünüyorlar.

Onların kutsal kehanetleri var. Bir gelecek okumaları var. Dünya Kova burcu ile birlikte kozmik bir evreye giriyor ve bu süreçte dünya, bu kadar nüfusu taşıyamayacak. Onun için bu operasyonlar, insan neslinin varlığını sürdürmesi için zorunlu bir süreç. 8 milyara yakın insandan 500 milyondan fazlasının insanlığın gelecekte varolabilmesi için ya yaşama hakkından vazgeçmesi ya da buna mecbur bırakılması gerek.

Covid, gıda, sağlık, bilişim ve daha birçok gelişme bu kehanete göre şekillendiriliyor. Karar verin, 16 kişide bir kişinin yaşama şansı var. O 15 kişi kim olsun? Nasıl seçilsin bu insanlar!. “Neo Malthusçular”ın dayattıkları tercihin temelinde bu var. Bu senaryoda (Haşa) Allah’a yer yok. Buna karar verecek olan yapay zeka olmalı. Yöntemi de o belirlemeli. Sonuçta reset düğmesini PDR3’e verecekler. Sürecin sonunda geride kalan 500 milyon insan tekrar yapay zekanın kontrol anahtarını yeniden kendi ellerine alıp, “3. Normal düzen”e geçecekler.

“3. Normal düzen”, bu büyük savaş  /kıyımdan sonra olacak. Hrıstiyanlar İsa Mesih’in dönüşünü bekliyor. 3. Normal zamana geçiş Yuhanna vahyinde 7×7=49 bölümde anlatılır. Gog-Magog’u, Armegedon’u, Anti Chirist’i bekliyor. Yahudiler Meşiyahı, Müslümanların tamamı Yecüc-Mecücü, Sekineyi, Dabbetül Arzı, birçoğu Mehdi, Mesih ve Deccal, Melheme-i Kübrayı bekliyor.

Siz ne bekliyorsunuz? 

Selâm ve dua ile.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.