Site Rengi

DOLAR 7,9347
EURO 9,2997
ALTIN 484,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Gök Gürültülü

Televizyonsuz ev, mutlu ve huzurlu ev, işte örnek uygulama

Televizyonsuz ev, mutlu ve huzurlu ev, işte örnek uygulama
REKLAM ALANI
09.03.2020
A+
A-

Televizyonsuz ev, mutlu ve huzurlu ev, işte örnek uygulama

“Aaa sizde televizyon yok mu?”

DAVET MEDYA

Bazen evimizde ağırladığımız dostlarımız evde televizyon olmadığını görünce şaşkınlıkla sorarlar, “Aaa sizde televizyon yok mu?” diye… “Evet bizde televizyon yok” deriz. “E peki ne yapıyorsunuz evde?..” diye gelir sorunun devamı…

Biz de uzun uzun anlatırız neler yaptığımızı… Yakın zamanda bir dostumuz da ‘Bu yaptıklarınızı kaleme alsanız ya’ deyince, bir nevi sosyal sorumluluk projesi algılayıp ailece oturup bu yazıyı kaleme aldık.

ARA REKLAM ALANI

Ebeveynler evi genelde dinlenme yeri olarak görür ve kafa dinlemek isterler. Ancak televizyonlu evlerde kafa dinlemek yerine kafa şişirme işlemine tâbi tutulurlar. Gerilim filmlerini aratmayan haberleri izleyip iyice gerilip kızgın demir olduktan sonra bir de üzerine gerilim filmleri izler ve konuşulmaz, yanına yaklaşılmaz bir hal alırlar.

Bu derece negatif yüklü bir ebeveyn, çocuklarının ‘çocuk hallerine’ ne derece tahammül edebilir bilemiyorum. Çocukların çocukluklarını özellikle vurguluyorum. Çünkü çocuğun işi oyundur; hoplar zıplar, sizin de ona eşlik etmenizi ister. Ama çoğu anne baba onu ya beraber televizyon izlemeye ya da odalarda yalnızlığa mahkum ediyor…

‘Bunların bütün suçlusu televizyon mu canım?’ diyenleri duyar gibi oluyorum. Elbette değil, ama televizyon kullanımını öğrenmek gerek. Kullanım derken, kumandanın düğmelerini değil, ne zaman açıp ne zaman kapatılacağına, neyin izlenip neyin izlenmeyeceğine karar vermeyi kastediyorum. “Bir haberlere bakayım” diye oturup sabahlayanlar yok mu? İşte bu televizyonun başında kendisine söz geçiremiyor demektir.

Peki biz ne yapıyoruz?

Öncelikle evliliğimizin ilk günlerinden bu yana hep aile şuuruyla hareket etmeye çalıştığımızı belirteyim. Akşamları ailece yemeğimizi yiyip, hem yemekte hem de ardından çay faslımızda ailece zaman geçiriyoruz. Bu yazıyı yazdığım saatlerde ben salonda büyük oğlumla birlikte zaman geçirmeyi de ihmal etmezken, eşim de yan odada diğer iki çocuğumla evet-hayır oyunu oynuyorlardı. Bu zaman dilimlerinde hem aile bireylerinin gününün nasıl geçtiği konuşulur, hem de doğrular yanlışlar beraber değerlendirilir. Yani bizim için zamanın altın dilimleri bu anlar…

Evde birlikte yapılacak çok işlerimiz vardır. Örneğin birlikte oyun oynamak, eğitici faaliyetler yapmak, kitap okumak, yavrularımızın ahlaki ve manevi eğitimlerini vermek ve haftanın belli günleri birlikte dev ekranda video izlemek bunlardan sadece bazıları…

Televizyonumuz yok derken bütün bütün toptancılık yapmıyoruz gördüğünüz gibi. Öyle ya, pek çok faydalı videoların yapıldığı dünyada bunlardan mahrum kalmak ciddi bir eksiklik olurdu. Bunun için biz ebeveyn olarak daha önceden kısmen araştırıp fikir sahibi olduğumuz film, dizi, belgesel veya animasyonları evde projeksiyon ile duvara yansıtıp televizyon konforundan daha yüksek bir sinema konforu ile ailece izliyoruz.

Bu nedenle çocuklarımız çok televizyonlu evleri gördükleri halde hiç “televizyon alın” gibi bir taleple yanımıza gelmediler. Çünkü bu ihtiyaçlarını daha konforlu ve seçici bir şekilde zaten karşılamış oluyoruz.

Evde ailece oynadığımız oyunlarımız var. Küçükken çocuklarla misket, kör ebe, saklambaç ya da benzer fiziki aktiviteleri oynamak, en çok sevdiğimiz oyunlarımızdı. Eve yorgun gelen bir babayı deşarj etmek için bu etkinliklerden daha iyi bir şey olabileceğini sanmıyorum.

Evde çocukların odalarında bir yazı tahtamız var. Çocukların o tahtaya hayal dünyalarını yansıtmalarını izlemek harika bir duygu. Size de benzer bir tahta almanızı tavsiye ederim, imkân yoksa aynı şeyi kağıtla da yapabilirsiniz. Evimizin en küçük bireyine evimizin üsten görüntüsünü çizmesini istediğimde bütün detayları ile evin krokisini çıkarması bizi hayretler içinde bırakmıştı. Bütün detaylar derken tüm odalardaki masa, yatak, dolap ve bunların üzerindeki en ince detaylara kadar çizilmesini kastediyorum. Bu inanın çoğu yetişkinin bile yapmakta zorlanacağı bir şeydir. Hayal dünyası kirlenmemiş bir dimağın ürünü bu şüphesiz.

Bu ifadelerimden sakın çocuğunu övüyor gibi bir sonuç çıkarmayın. Tüm çocuklar özeldir ve hepsi yaklaşık aynı donanımla yaratılır. Keşfedilemeyen veya üstün kabiliyetleri zamanla körelen çocuklar, sorumsuz anne babaların eseridir. Aşırı televizyon izleyen çocukların konuşmaya geç başlamaları, muhakeme kabiliyetlerinin düşük olması ve zihin tembellikleri, en çok televizyon izleyen anne ve babaların bile artık bildikleri sıradan bilgiler arasında. Ancak buna rağmen evde televizyonu bir emzik gibi, çocukları susturma aracı olarak gören anne babalar o kadar çok ki…

Televizyonsuz başka neler yapıyoruz?

Hep evde durmuyoruz elbette. Güzel bahar veya yaz günleri ailece dışarı çıkıp yürüyüş yapmak, dışarıda oyunlar oynamak; yine kış günleri ailece kartopu oynamak en çok keyif aldığımız şeyler… Hafta sonları ise genelde gezmeye çıkıp yeni mekanlar keşfetmek, tarihi yerleri görmek, akraba ziyaretleri yapmak, eşe dosta misafirliğe gitmek ya da evimizde eş dost akraba ağırlamak yaptığımız etkinlikler arasında…

Çocuklar istirahate geçince az da olsa hanımla birlikte, birbirimize vakit ayırmak, sohbet etmek, birlikte kitap okumak, dertleşmek öyle büyük bir nimet ki, bu nimetin kadr-u kıymetini televizyon başında uyuyup kalanlar anlayamazlar.

Ben televizyonu olup da bizi hayretle sorgulayanlara, “Peki siz evde ne yapıyorsunuz?” diye soruyorum… “Çocuklarınıza veya karı koca olarak birbirinize zaman ayırabiliyor musunuz? Çocuklarınızın okulda neler yaptıklarını, öğrendiklerinin doğru mu yanlış mı olduğunu, kimlerle arkadaşlık ettiklerini biliyor musunuz, onlara soruyor musunuz? Onların eğitimini okulda—zihniyetini, inancını bilmediğiniz—öğretmenine bırakıp, evde de televizyona mı emanet ediyorsunuz?”

Bunları sorduklarım istisnasız hep hayıflanıyorlar. “Peki bu çocuklar bize emanet değil mi? Onların gün içerisinde kapmış oldukları bir zararlı bilgi virüsünü temizlemek yerine, onun beyne yayılması esnasında siz de televizyon başında başka virüslere maruz kalırsanız, bu virüsler birgün tüm benliğinizi sardığında ne yapacaksınız?”

Çocuğun kişiliğinin neredeyse yarısından fazlasının şekillendiği 0-6 yaş döneminde, her akşam olumsuz içerikli videoları izleyen çocukların büyüdüklerinde savunmasız insanları veya hayvanları asıp kesmeleri en doğal bir sonuç değil mi?

Netice olarak, belki başlangıçta televizyonu bütün bütün hayatınızdan çıkarın demek makul bir öneri olmaz. Ama evde hakimiyeti ele geçirin. Her ortak mekânınızda baş köşede duran televizyonu, ortak zaman geçirdiğiniz mekânlarda değil de ara sıra kullandığınız mekânlara alın. Ortak zaman geçirdiğiniz mekânlar size özel olsun.

Eve gelmeden önce, “Bu akşam çocuklarımın maddi ve manevi eğitimleri için baş başa neler yapabilirim? Onlarla nasıl daha verimli ve eğlenceli vakit geçirebilirim?” diye düşünüp hazırlık yapabilirsiniz. Onlarla oyun oynamayı unuttuysanız size hatırlatacak kitaplar setler bolca var, yeter ki isteyin…

Yoksa inanın yarın çok geç olacak…

Yusuf Yalçın-Zafer Dergisi

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.