Site Rengi

DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Sağanak Yağışlı

Medeniyet denilen maskara mahluk!

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak, 1949 yılında Osmaniye’nin Düziçi ilçesine bağlı Haruniye’de dünyaya geldi. Babasının adı Ali Rıza, annesinin adı Fatma Pakize’dir. Dilipak, 1969 yılında Konya İmam-Hatip lisesini tamamladı. Güzel Sanatlar Akademisine girmek için resim dersleri alsa da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi bölümüne girdi. Burada 2 yıl okuduktan sonra İstanbul Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksek Okuluna kaydoldu ve 1980 yılında mezun oldu.
09.03.2020
44
A+
A-

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Suriye’de yaşanan olaylardan Yunanistan’ın sorumluluğu bulunmadığını, ülkesinin başkalarının aldığı kararların sonuçlarına katlanmak zorunda olmadığını belirtmiş. Türkiye batıya gitmek isteyen göçmenler için kapıları açtı ya, Avrupalılar ne yapacaklarını bilmiyorlar bugün..

Suriye’de burnumuzun sürtüleceğini düşünüyorlardı, Rusya’ya karşı Türkiye’yi yanlarına almak için “uslu dur” diyeceklerdi, o da olmadı. Tabii Ruslarla bu işbirliği nereye, ne zamana kadar devam eder, o da ayrı bir soru!?

ARA REKLAM ALANI

“Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı!” / Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, / Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!”

Türkiye’ye milyonlarca insan gelir kapılarımızı açık, onlara binlerce insan gelince kurşun sıkarlar.

Kimse Rus’a, İngiliz’e, Fransız’a “niye Suriyedesiniz” diye sormaz. Dün birlikte olduğumuz kardeşlerimize yardıma gidince “orada ne işiniz var” derler. Derdimizi ne İslam Konferansına, ne Arap Birliğine, ne Afrika birliğine, ne Avrupa Birliğine, ne BM’ye, ne NATO’ya anlatabilirsiniz. Peki bunlar niye var?

BM, NATO neyi çözüyor. ABD, AB gerçekten demokrasi mi istiyor.. Suriye’de ülke halkının yarıdan fazlası ülkeden kaçtı, milyonlarca insan öldü, sakat kaldı. Açıkça savaş suçu işleniyor. Kimsenin kılı kıpırdamıyor. Birileri gittikleri ülkede kriz çözmek için değil, kendilerinin oradaki varlığını sürdürebilmek için kontrol edilebilir bir kriz stratejisi ile krizin sürekliliğini sağlamak için orada bulunuyorlar. Bu Irak, Suriye, Afganistan, Yemen, şimdi de Libya için böyle.

Aslında BM, NATO, Uluslararası Ceza Mahkemesi, BM, BMGK, UNHCR, WHO, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütler ömrünü tamamlamış gibi gözüküyor. Türkiye ile ABD ve AB ile ilişkiler, ne ittifaka ve dostluğa sığar. NATO için ittifak dışı İsrail her zaman çok daha önemli ve öncelikli. Sahi Türkiye’deki darbe girişimlerinin arkasında kimler vardı. Batıdaki İslamofobi ve yabancı düşmanlığı ne oluyor?. Hedef ülkelerin başında Türkiye gelmiyor mu? NATO’cuların çoğu Türkiye’ye karşı terör örgütlerini destekleyip, himaye etmiyorlar mı? Geçin bunları, AB ve ABD de karşı karşıya gelmedi mi bugün. Libya’da Avrupa Triosu Hafter’i, ABD Merkezi hükümeti destekliyor. Demokrasi filan hikaye, bunlarınki “Memokrasi”. Esed milyonları katletmiş, ülke vatandaşlarının yarıdan çoğu ülkeden kaçmış, adam seçim yapıyor, Avrupa hâlâ Anayasa yazacak. Türkiye’de bu işi tercüme bürosu ile yapmışlardı ve birçok kanunu tercüme yanlışı ile meclisten geçirdiler. İsterlerse bu iş böyle de oluyor.

Ya hu, Suriye’de Ruanda benzeri bir vahşet yaşanıyor, Amerikalısı, Rus’u, İngiliz’i, Fransız’ı bakıyor..

Akif bunlar için şöyle diyordu: “Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! / Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere! / Tükürün ehl-i salîbin hayasız yüzüne! / Tükürün onların asla güvenilmez sözüne! / Medeniyet denilen maskara mahlûku görün, / Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün! 

Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar / Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar! / Bereden reng-i hüviyetleri uçmuş yüzler! / Kim bilir hangi şenâatle oyulmuş gözler! / “Medeniyyet” denilen vahşete la’netler eder, / Nice yekpâre kesilmiş de sırıtmış dişler! / Süngülenmiş, kanı donmuş nice binlerle beden! / Nice başlar, nice kollar ki cüdâ cisminden! / Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkât; / Sonra, nâmusuna kurbân edilen buncâ hayât! / Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler! / Göğsü baltayla kırılmış memesiz vâlideler! / Teki binlerce kesik gövdeye âid kümeler / Saç, kulak, el, çene, parmak… Bütün enkâz-ı beşer! / Bakalım yavrusu uğrar mı, deyip, karnından, / Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can! / İşte bunlar o felâketzedelerdir ki düşün, / Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün! / Müslümanlıkları biçârelerin öyle büyük / Bir cinâyet ki: Cezâlar ona nisbetle küçük!”

“Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar; / Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var. / Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar, / “Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar”.

Evet o Medeniyet denilen “maskara mahluk”, o “tek dişi kalmış canavar” Kızılderilileri yok etti, kara derilileri köleleştirdi, sarı ırkı sömürgeleştirdi, yetmedi mi? “Mim”i düşmüş bir “Medeniyet” bu.

Bunlar yetmedi, kendi içinde 100 yıl savaştı. O da yetmedi, 2 dünya savaşı çıkardı. O da yetmedi bir de soğuk savaş yaşadı dünya. Şimdi “Tanrıyı kıyamet savaşına zorlamak” için bizim coğrafyamıza geldiler. Neyse ki, dünya uyanmaya başladı. İsrail seçimlerinden yine bir sonuç alınamadı. “Yüzyılın projesi” aldatmacasına İsrail halkı bile çoğunluk olarak destek vermiyor.

Müstevlilerin yerli işbirlikçileri hâlâ “irtica’ın kendi lehçelerindeki manası” üzerine verip veriştiriyorlar. “Geri kalmışlığın sebebi İslam’mış, hâlâ bu “herze”yi tekrarlayıp duruyorlar.

Herkes durduğu yeri yeniden gözden geçirmeli.

O Meclis’teki kavga, kavga öncesi yaşananlar, bunlar hoş şey değil. TBMM çatısı altında açık ve kaba bir provokasyon yaşandı ve bu tuzağa düşüldü. Üslub, zamanlama, mekan hepsi yanlıştı. Birileri bulanık suda balık avlama çabasında.

Herkesin üslubuna dikkat etmesi gerek. Siyasiler arasındaki polemikin dili çok demagojik ve üslubu bunun media’ya yansıması, sosyal media’daki yansımaları tam bir felaket. Türkiye’nin bu durumdan bir an evvel sıyrılması gerek. Halk siyasilere güvenini kaybediyor ve siyasetten soğuyor. Eleştiri yapılacaksa da birbirimizi Hakk’a ve hayra çağıralım. Kavga dili ile siyaset yapılamaz. Bu şekilde topluma güzel bir örneklik ve önderlik yapılmıyor.

Adaletten, barıştan, özgürlükten yana, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf bir medeniyet inşa edeceksek bunun finansmanı, usulü, üslubu ve yönteminin yeniden gözden geçirilmesi gerek.

Durumumuz böyle. Ne diyeyim ki, “dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım”.. Selâm ve dua ile.

REKLAM ALANI
ETİKETLER:
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.